Thursday, November 12, 2009

Mavi Balina :o)

Mavi Balina


Uzay gemisi Ynorr evrende akıyordu.
Akma deyimi 23’üncü yüzyılda kullanılmaya başlanan bir deyimdi.Boşluk bilimcilerden birinin, Norveç’li Dell Torr’un kızı Aida, babasının o sıralar uğraştığı hiperuzay ve solucandeliklerinin boyut dönüşümü teorilerini o sekiz yaş açıklığıyla anlamış ve babasına uzayın akılabilecek bir yer olduğunu söylemişti. Kızına bakarken Dell Torr’un gözleri dolmuş ve o gece bilgin çok huzurlu uyumuştu. Bir ay sonraki uzaybilim kongresinde bildirisi sonunda tüm salon teorilerinin çözümlerini ayakta alkışlamış ve sonra tüm dünyada bu akma deyimi uzay yolculukları için kullanılmaya başlanmıştı.
Ynorr’un tasarlanma amacı hiperuzayda zıplamalar yapmaktı. Gemi, kaptan ve mürettebat yanı sıra geminin tasarımını yapan uzay mühendislerini, altuzay fizikçilerini ve özel tasarlanan algılayıcı ve bilgi depolama araçlarını taşıyordu.
Kısacası gemi uzayda akacak ve etrafına bakınacaktı.
Bu yolculuğu olanaklı kılan teorilerin kuramcısı Dell Torr ve artık genç bir ressam olan kızı Aida’da gemideydi. Genç kız bu konuyu şiirsel buluyor ve hislerini resimlerine aktarıyordu. Resimlerinde aşkın ve meleksi olarak nitelendirebileceğimiz renkler, ışık ve duygu patlamaları vardı. Geniş alınlı ve uzun boylu genç kız, duru yeşil gözleri, çıkık elmacık kemikleri ve insanın içine yayılan gülümsemesi ile şaman atalarının yüreğini taşıyordu.
Bir fiyordun kenarındaki evlerinde en çok yapmayı sevdiği şey yaz akşamları çimenlerin üzerine uzanmak ve sonsuz sayıda yıldızla dolu gökyüzüne düşmekti. O, doğallığıyla ruhunu bırakıyor ve uzayda istediği her yere gidiyordu. Bunları sadece annesi, babası, küçük kardeşi ve benzer deneyimler yaşayan ruh kardeşlerine anlatıyordu. Birçok ruh kardeşi vardı ve hepside sonsuzluğu farklı şekillerde algılayıp bunları ifade edebiliyorlardı. Babası, kızı yolculuklarını anlattığı zaman ne işi olursa olsun bırakır tüm kalbiyle onu dinlerdi, çünkü atalarının bilinciyle biliyordu ki, kızının anlattıkları, uğraştığı çok boyutlu hiperuzay matematiği ve algılayabildikleri evrenden daha gerçekti.
Aida bazen saatlerce çok uzun ve kapsamlı betimlemeler yapar, bazense gördüklerini ve yaşadıklarını anlatacak kelimeler bulmakta zorlanır, gözlerinde yaşlarla ve gülümseyerek ailesine sarılır ve onlar da genç kızın yaşadıklarını titreşimlerinden hissederlerdi. O anlarda her şey tam ve bütündü. Dell Torr içinden tanrıya teşekkür eder, hepsinin birlikte gözleri dolar, sessizce sarılıp ağlarlardı. Genç kızın annesi Marie Ann bir şifacıydı ve yaşadıkları köydeki ilkokulda şifa duygusu ve pratikleri eğitmenliği yapıyordu. Küçük kardeş Yvonne şimdi yedi yaşındaydı ve uzun sarı saçlarının arasından kocaman gülümser ve büyük gözlerle, ruh gözüyle bakardı. Onunla konuşan büyükler bir an durup kendilerine bakma gereği duyarlardı.
Dell Torr kalbinin derinliklerinde çalıştığı konuların sonsuzluğun kıyısında bir çocuğun elini dokundurduğu minik bir dalga olduğunun farkındaydı.
Sonsuzluğun şarkısının bir notası.
Fiyordun kenarında evleri sonsuzluğun ortasında huzurla duruyordu, her şey tam ve bütündü.
Uzay gemisi Ynorr gemiden çok bir deniz canlısını andırıyordu. Aslında her şekilde yapılabilirdi ama derin uzay mühendisleri tasarımı grafikerlere bırakmışlar, onlar da genç bir sanatçının uzunca bir su damlası ile mavi balina arası görünümde olan tasarımını beğenmişlerdi. Mühendisler bu fikri hoş bir meydan okuma gibi görüp gerçekleştirmişlerdi. Gemi dünyanın yakınlarında uzun zamandır varolan gemi üretim merkezinde oluşturulmuştu. Uzayda mavimsi berrak uzun yapısıyla zarif şeffaf bir deniz canlısı gibi duruyor ve yıldızları yansıtıyordu. Çok kırılgan görünse de boyutlar arası uzayda her an akacak gibi tasarlanmıştı. Geçen yüzyılda çözülen derin yapıştırıcı güç ve tasarlanabilir skalar enerji ışınları, istenen yoğunluk ve enerji düzeyi değişkenliğine sahip elementler ve yapı örgüleri yaratmayı olanaklı kılıyordu.
Dell Torr, gemi bittikten sonra ilk gördüğünde içi titremişti, içinden yinede demişti, Aida’nın gördükleri yanında bu yolculuk ayın göldeki yansıması olacak. Gölde ay.
Uzay bilimciler kullandıkları matematik modellerde çok boyutlu bir uzayda geziniyorlardı. Bunun nasıl gerçekleşeceği ise uzaybilimcilerinin ve daha sonra derin uzay fizikçilerinin kabusları olmuştu. Derin uzay fizikçi ve boşlukbilimci Dell Torr özel bir bilim insanıydı, bu kabusları pek yaşamadı. Çünkü o ve ailesi o büyük ruhla , tek ve tam olanla bağlarını koruyorlardı. Dell Torr’un temelde önceleri gördüğü vizyon şuydu.
Tamam evren matematik modellerde sonsuz boyutlu olabilir. Diğer boyutlara gitme konusunu çözme için yeterli bilgilere sahip değillerdi. Ve bu yaşadığımız boyut da sonsuz büyüklükteydi ve onun içinde aşılacak uzaklıklar vardı. Geliştirilen yöntemlerle, 23’üncü yüzyılda uzay yolculuklarında devrim sayılan en son bulunan taçyon motorlarıyla bile uzaklıklar kısa insan ömürleri içinde aşılamaz görünüyorlardı. İnsanınsa, dünyadaki ortalama insan egosu formunun, ayak basma, fiziksel bedeniyle hazır bulunma ve bulunduğu yeri değiştirme açlığı vardı. Aida gibi ayrıcalıklı insanlar 23’üncü yüzyılda bile çok değillerdi. Onların böyle problemleri yoktu. Çimenlere uzanıp sonsuzluğa düşebiliyorlardı. Öte yandan ortalama bilimin akışını ortalama insan egosu belirliyordu. Kendini kalıcı kılmak için formun tutunan, bu arada katılaşan insan egosu.
Dell Torr’un bilimi hayat yolu olarak seçmesi bilim tarihi için şanslı bir andı.
Dell Torr bir gece rüyasında kendisini uzayda matematik formüllerinin arasında kayan bir ışık küresi olarak gördü. Bu formüller, üzerinde çalıştığı çok boyutlu uzay betimlemeleriydi. Gözlerini açınca uzun uzun çok önemli birşey yaşadığının bilincinde derin nefesler alarak kendini bu duyguyu yaşamaya bıraktı. Ertesi gün bir karar vermişti. Diğer boyutlu uzayların varlığı kesindi ve bu uzaydaki uzaklıklar onların yardımıyla aşılabilirdi. Çalışmalarını çok boyutlu uzayları çözme yerine bu alana kaydırdı. Dell Torr’un rüyayı görmesi Aida’nın ona uzayda akışı anlattığı gece olmuştu. Herşey tam ve bütündü.
Maddenin yapısı yavaş yavaş çözüldükçe uzayın sonsuz enerjilerle dolu olduğu anlaşılmaya başlandı. Artık uzay gemilerinin taçyon motorları, bu heryerde ve heran varolan enerjilerin örgüsünün basıncı kullanılarak çalıştırılıyordu. Enerji miktarı teorik olarak sonsuzdu. Yinede gemilerin itme gücüyle gitmeleri yakın uzaklıklar için pratikti. Uzak mesafeler için ek bir sorun daha vardı, bilinen evren sürekli genişliyordu. Bunun nedeniyle uğraşanlar olsa da, Torr gibiler bunu temel gerçek kabul edip, sonra ne yapabileceklerine baktılar. Teorik fizikçiler solucan deliklerinin olabileceklerini düşünmüşlerdi, yinede kimse bunları ne deneyimlemiş, nede gözlemleyebilmişti.
Torr o gece kendi kendine şöyle dedi, onlar tünel değil, akan birşey var, kayan bir ışık. Ve şöyle bir model oluşturdu. Her boyut içiçeydi, aynı yerdeydi ve evrendeki enerjiler bunların etkileşimi sonucu meydana geliyordu. Öyleyse bu enerjiyle oynayarak çok boyutlu uzayların etkileşimine ulaşılabilirdi. Etkileşim heryerdeydi ama uzay içinde yoğunluğu arttırılabiliyordu. Uzaklık kavramı bizim boyutlu evrenimizde farklı, diğer boyutlarda yine farklıydı. Enerji yoğunluğu ile oynayarak iki farklı boyutta evren arasında sınırlı bir alanda bir katman yaratıyor, sonra bu katmanı istediğiniz bir yöne kaydırıyordunuz. Bu sanki sörf yapmak için kendi süper dalganızı oluşturmak gibiydi. Fikir net belirdikten sonra pratikte uygulamak için gereken iyi bir takım çalışması ve belirli bir zamandı. Böylece Uzay gemisi Ynorr oluşturuldu.
Gemi hem uzaydaki enerjiden beslenecek hemde bu enerjiyi ve kendi enerjik yapısını değiştirip başka bir boyuttaki evrenle bu evren arasında dev bir enerji boyut dalgası oluşturacaktı. Bu dalgayla sörf yaparak zamansız bir zamanda uzaklık olmayan uzaklıkları aşacaktı. Geminin güç alanı farklı bir uzay zamanında akıyor olacak, ve içindekiler bu uzay zamanında normal yaşamlarını sürdürecekler, çevrelerini herzamanki gibi algılıyor olacaklardı. Gemi bir anda evrenin başka bir yerinde belirecekti. Solucan delikleri farklı boyutların enerji akışları sonucu kendiliğinden oluşuyor ve kontrol edilemiyor yada ulaşılmaz oluyordu. Bu yöntemse çok kontrollü bir şekilde akmayı olanaklı kılacaktı. Bu iki boyut arasında oluşturulan dalganın büyüklüğü, yönü ve boyutu gemiyi çok kısa sürelerde çok büyük uzaklıklara taşıyacaktı. Geminin hafızası ve kuantum bilgisayarları başlama noktasına yine benzer bir işlemle dönebileceklerdi.
Torr küçük disk onları Ynorr’a taşırken, Aida’nın yanında oturuyor, yaklaşan şeffaf mavi balinanın görüntüsünü izlerken zihninden bu düşünceler geçiyordu. Gemi bir ev gibi rahat ve konforluydu. Tüm ekip uzun zamandır tanışıyor ve birlikte çalışıyordu. Herkesde yüksek bir heyecan seziliyordu. Odalarına yerleştikten sonra tüm ekip büyük bir yüzme havuzunun yakınlarındaki yeşil bitkilerle dolu geniş ve aydınlık toplantı salonunda toplandılar. Torr konuşmayı kaptana bıraktı. O da keyifli bir topluluk olarak, keyifli bir yolculuk yapacaklarını düşündüğünü, inci gibi gülümsemesi ve araya bariton kahkahalarını katarak da söyledi. Geminin geleneksel taçyon motorları olsa da, temelde kendi uzayüstü dalgasıyla kayacaktı. Teori ve pratik çözülmüştü. Bu boyutta bir gemi ile uzayın yapısını çözmeye ve bilgi toplamaya ilk adımdı ve herkes yapacaklarını biliyordu. Aslında yapacak çok şeyde yoktu, quark teleskopları ile toplanan ayrıntılı uzayzamanı bilgileri kuantum bilgisayarlarına yüklenmişti ve insanlar birşey farketmeden gemi kayacak ve sıçramalarını yapacaktı.
Amaç bilinen evrende güvenli küçük sıçramalar yapmaktı. İlerdeki daha büyük yolculuklar için bunlar bir başlangıç noktası oluşturacaktı. Kaptan ve mürettebat varılan noktalarda taçyon motorlarıyla ilerlemek gerekirse ve beklenmedik bir durum olursa diye oradaydılar. Gemi neredeyse canlı bir organizmaydı, bilgi biriktiriyor ve yüzüyordu. Kaptan bazen neredeyse Ynorr’un nefes alışını duyduğunu düşünüyordu.
Aida, küçük korunun yanındaki olimpik yüzme havuzunda iki saattir yüzüyor ve gitgide bedeninin suyun üzerinde daha fazla yayıldığını hissediyordu. Bedenini ve kulaçlarını düşünmüyordu, kendini suyun akışına ve bu duyguya bırakmıştı. Babası ise bir müddet yunus gibi dipten yüzmüş suyla oynamış, sonra çıkmış kenardaki çimenlere uzanmış, kızının yüzüşünü seyrediyor ve düşünüyordu. Bir saat sonra kızı sudan çıkıp yanına geldiğinde sular süzülen teni ve gözleri içsel bir ışıkla parıldıyordu. Kız saçlarını ıslak ıslak burup gevşek bir topuz yaptı ve babasının yanına bağdaş kurdu. Yeşil gözleri derinleşmişti ve çok dinlenmiş görünüyordu.
Torr aldığı nefesle kendini kızının bu dinlenmiş duygusuna bıraktı. İkisi de böyle anların geminin yaptığı sıçrayışlar kadar büyük ve önemli olduğunu biliyorlardı.
Bu anlar sonsuzluğu ve fazlasını içlerinde taşımaktaydılar. Bir müddet sonra genç kız keyifle kıkırdadı. Birşey hatırlamıştı. Babasına, küçükken evlerinin bulunduğu düzlükteki çayırlarda, o serin bahar rüzgarlarında nasıl nefessiz kalıp yere yuvarlanana kadar koştuklarını hatırlattı. Babası da keyifle gülümsedi. Yorulunca otların arasına uzanır, o güçlü yabani kekik ve diğer polen kokularını içlerine uzun uzun çeker, üzerlerinde uçan martıları seyreder, bağırtılarını taklit ederlerdi. Öyle anlar uzar ve bugüne ve onları çağırdığınız her ana yayılırdı. İkisi de o an oraya, fiyordlarına, o büyülü zamana dönmüşlerdi. Şu anda üzerlerinde mavi bir gökyüzü, beyaz yavaşça yerdeğiştiren bulutlar ve dağılıp kümelenen kırlangıçlar vardı.
Ynorr büyük bir gemiydi, binlerce kişinin uzun süreler yaşayacağı şekilde tasarımlanmıştı. İçindeki ekosistem dünyayı andırıyordu. İçinde iki göl, bir orman, üç koruluk, olimpik yüzme havuzlar, bir stadyum vardı. Kültür merkezleri, tiyatrolar ve sinemalar da tabii, alışveriş merkezleri ve yerleşim alanları, gökyüzünde bulutlar dolaşıyor gündüz ve gece oluyor, güneş çıkıyor ve zaman zaman yağmur yağıyordu.
Ekosistem içindeki bitki,hayvan ve kuşlar da epey çeşitliydi. Bu gezi ilk olacağı için ekosistem çalışsa da az sayıda insan vardı. Geminin büyüklüğü geleceğe yönelikti. Uzak galaksiler artık bir adım ötedeydiler. Oralarda yaşama uygun gezegenler bulunacaktı ve dünyada buralara gidip yerleşmek isteyen macera sever öncüler çıkacaktı. Şimdiden başvurular başlamıştı. Bütün bunların gerçekleşmesi yinede zaman alacaktı. Herşey titizlikle ve insanlığın hayrı gözönüne alınarak hesaplanmalıydı.
Torr’un aklında bir zamandır Aida’ya sormak istediği bir soru vardı. Bulundukları anın çok uygun olduğunu düşündü. “Aida”,dedi,”ruhsal bedeninle bu evrenin sonuna gitmek istersen ne olur.” Sorusunu dikkatle seçmişti. Diğer boyutlarla ilgili birşey özellikle sormadı. Aidanın büyük büyükannesi diğer ataları gibi bir bilgi insanıydı. Amina Dell Amarr özel bir varlıktı. Bir grup savaşçı bilgi insanıyla yaşamış, çok genç yaşta insan formunu kaybetmiş, bunu bu tarafla, insanların dünyasıyla bağlarını kaybetmeden, kolayca yapmıştı. Enerji bedenini istediği gibi kontrol edebiliyor, hem bu boyutta hem de başka boyutlarda dolaşabiliyor, oralardaki yaşam formlarına dönüşebiliyordu. Yaşam amaçlarından birinin, çocuklarını ve onların çocuklarını eğitmek olduğunu gördü ve bunu gerçekleştirdi. Aida büyük büyükannesiyle uzun yürüme yolculuklarına çıkar, onun farkettirmeden öğrettiklerini uygular, akşamlarıysa anlattığı güç öykülerini dinlerdi. Aida belli açılardan doygun bir ruhtu, dönüşümler onu pek ilgilendirmiyordu, ruh yolculuğuna çıkmak onu eğlendiriyordu, derinlerde bilinecek herşey onun varlığındaydı zaten.
Babasının sorduğu soru, bizim yaşadığımız fiziksel uzayın bir sonu olup olmadığıydı. O anda yanlarında hafifçe dokunan rüzgar, sakin su, ağaçlar, üzerlerinde uçuşan kuşlar dışında kimse yoktu. Aida kendisini çimenlere bırakıp derin nefeslerle taze havayı içine çekti ve gökyüzündeki bulutlara doğru düştü. Kısa süre sonra uzayda sonsuzluğun ortasında, milyarlarca yıldızla çevrelenmiş, nefesi kesilerek çevresine baktı. Her zaman yaptığı gibi gitmek istediği yeri tüm varlığıyla diledi ve ruhu oraya aktı. Birden ilk kez öncekilerden daha farklı bir şey yaşamaya başladı, hem bir yerde olduğunu hissetti hem de genişlemeye başladı, varlığı genişliyordu, her yöne doğru bir yayılma duygusuydu bu. Her yanı aynı anda algılıyordu. Galaksiler, bulutsular, yıldız sistemleri içinden geçiyordu. Çok büyük, sonsuzluk kadar büyük bir duyguydu. Sonsuz mutluluk, büyüdükçe hızlandı ve genişledi, sonra sonsuzluğu sardı birden, kendini çok küçük hissetti, uzay yoktu, sadece enerji vardı, akan bir enerji, sonsuz hızda titreşen enerji. İlk kez karşılaştığı bir enerjiydi, çok büyük bir rüzgar gibi, onunla aktı, saf enerjiye dönüştüğünü hissetti, sanki kendi merkezinde sonsuz yoğunlaşmıştı, evrendeki en küçük şey kadar yoğun, birden kendini yine sonsuzluk kadar geniş buldu ve küçülerek, varlığını toplayarak yine uzayın sonsuz güzelliğini hissetti ve daralma hissi bittiğinde yine kendi merkezlenmiş varlığındaydı. Geriye düştüğünü hissetti. Bir an sonra yine bedeninde rüzgarı hissetti, ellerinin altında çimenlerin serinliğini, gözlerini açtı, bulutları gördü, yine sevgili kırlangıçları ve şarkılarını duydu, gözleri doldu. Çok mutluydu, huzurlu ve tam. Birden içinde bir ses ne olduğunu fısıldadı, bir histi ama aynı zamanda net bir cümleydi, net bir anlamı vardı. “Oradaydın. En büyüktün ve en küçük, tek ve bir.”
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, babasına sarıldı ve çok uzun bir süre ağladı. En küçük ve büyük aynı şeydi ve bunlar sonsuz sayıdaydı., birbiri içinde, sonsuz, en küçük titreşimin içinde sonsuzluk vardı ve onun içinde sonsuz miktarda sonsuzluk taşıyan sonsuz büyüklükte enerjiler. Yine herbirinin en küçük birimi birbirine dönüşürken herbiri içinde galaksiler, nebulalar ve sonsuz yönlere yayılan sonsuz uzayı taşıyordu. Bunu babasının anlaması çok uzun sürdü. Babası kelimeler ve cümleleri duyuyor, zihni anlıyor, ruhu anlayamıyordu. Nasıl sonsuz büyüklükte uzay en küçük enerji biriminin içinde olurdu. Torr yavaşça kendinden geçti, rüyasında sonsuz büyüklükte bir mavi balina olduğunu gördü, ağzından güneşler çıkıyordu, dalga dalga, milyonlarca güneş, çok mutluydu.
Herşey bütün ve tamdı.
Torr ve Aida çayırda beyaz bulutların altında yatarlarken, mavi balina ilk sıçrayışını yapmaya hazırlanıyordu.

No comments: